gönülhanesi.blogcu.com olarak İsrail markalarını boykota destek veriyor, sizleri de duyarlı davranmaya ve boykota katılmaya davet ediyorum.






mseker@yenisafak.com.tr
Bir yanda fiyatı yüzbin dolarlar ile ifade edilen ve içinde her şeyi bulunan süper lüks, ultra lüks, aşırı lüks, en lüks otomobiller; öte yanda en ucuzları, kendi kategorilerinde yarış halinde.
Çin malı otomobillerin, iki bin ile dört bin dolar arasında fiyatlandırılacağı haberini duyanlardan bazılarının ağzı açık kalmıştı.
Ve hemen eleştiriler yükseldi:
O fiyata otomobil satarlarsa, herkes alır ve yollar iyice tıkanır. Kimse ilerleyemez. Arabaları yol üstünde bırakan, işine gücüne yürüyerek gider.
Yahut arabadan vazgeçip bisiklet alır çok kişi.
Böylece ikinci el piyasası iyice düşer.
Gerçekten de bize ucuz otomobilden çok, yol gerekiyor.
Özellikle başta İstanbul olmak üzere, bütün büyük şehirlerde...
Çinliler bize ucuz yol satabilmezler mi?
Ama işin bir de öteki yüzü var.
Ucuz otomobile karşı çıkmak, düpedüz ayrımcılık.
"Bende olsun, fakir fukarada olmasın... Araba fakirin neyine?" demek oluyor ki, insanlık dışı bir yaklaşım bu.
Bir zamanlar Almanya'da halk arabası olarak üretilen kaplumbağa tipi vosvoslara da bin mark civarında fiyat biçilmişti. Bugün kırk yaşında bir kaplumbağa bile o bedelin üzerinde.
Kaplumbağaların uzun yaşamasından dolayı, kırk yaşın fazla sayılmayacağını düşünebiliriz ama otomobiller için geçerli değil bu ölçü.
Kaşım gözüm derken ve henüz Çin yapımı otomobillere gözümüz alışmadan, İran iyi bir alternatif olarak, piyasaya dalış yaptı.
Chery ile Samand çekişecek.
İran Sanayi Bakanı Ali Ekber Mehrabian, iki ülke arasında işbirliği çağrısında bulundu.
Diyor ki "Gücümüzü birleştirirsek büyük işler başarabiliriz. Hem kendi ülkelerimiz için hem de diğer ülkelere karşı."
Hangi ülke olursa olsun, ister en uzak, ister en yakın... İşbirliği içinde olmak, ortaya "faideli bir eser" koymak, en güzeli.
Dün gazetemizde okuduk, Eylem Şimşek'in haberinde şu satırlar yer alıyordu:
"İslam ülkeleri arasında 'İslâmî araç' adı altında bir aracın üretimi fikrinin ortaya atıldığını anlatan Mehrabian, '3–4 ülkenin buna hazır olduklarını bildirdi. Türkiye de buna sıcak bakmaktadır' diye konuştu.
Mehrabian, "Otomotiv sanayi konusunda bir kaç İslâm ülkesinde üretim hattı kurduklarını, bazılarına da ihracat yaptıklarına değinerek, 'Ama çalışma kapasitemiz bugünkü durumdan daha fazladır. İslâmî ülkelerdeki çalışmalarımız ve potansiyelimiz daha yüksektir' dedi."
Tek başımıza kendi markamızı üretemiyorsak, verimli bir işbirliği içinde komşularımızla ve dostlarımızla birleşerek bir otomobil yapmak gerekir...
Amma velâkin ben bu "İslâmî otomobil" kısmına akıl erdiremedim... Nasıl yani?
İçinde mescit mi olacak?
Namaz saatlerini mi bildirecek? Ezan mı okuyacak?
Kontağı çevirince Besmele mi çekecek?
"İslâmî otomobil" camiye doğru giderken problemsiz yürüyecek de, direksiyonu kiliseye veya havraya doğru kırınca 'istop' mu edecek?
Müslüman olmayanlara satılmayacak, gayrı müslimler kullanamayacak mı?
Farzı misal, Ramazan'da oruç tutmayan biri bindiğinde marş mı basmayacak?
Bunları yapmayacaksa, nasıl "İslâmî otomobil" olacak?
.
YÖNETİM NE ZAMAN ÇÖKER?

Osmanlı'nın muhteşem zamanlarıdır. Kanunî Sultan Süleyman devletin akıbetini düşünür; günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı diye. Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur alim Yahya Efendi'ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu Yahya Efendi'ye gönderir.
Mektupta "Sen ilahi sırlara vakıfsın. Bizi de aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğullarının akıbeti nasıl olur? Bir gün izmihlale uğrar mı?
Mektubu okuyan Yahya Efendi'nin cevabı çok kısa ve şaşırtıcıdır; "Neme lazım be Sultanım!"
Topkapı Sarayı'nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan Süleyman buna herhangi bir mana veremez. "Acaba bu cevapta bizim bilmediğimiz bir mana mı vardır?" diye düşünür. Nihayet kalkar Yahya Efendi'nin Beşiktaş'taki dergahına gelir ve der ki:
- Ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, sorumu ciddiye al. Yahya Efendi şöyle bir bakar:
- Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuz üzerinde iyice düşündüm ve kanaatimi size açıkça arz ettim.
- İyi ama ben bu cevaptan birşey anlamadım. Sadece "Neme lazım be sultanım" demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi.
Yahya Efendi bu cevaptan sonra şu müthiş açıklamasını yapar:
- Sultanım! Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık şayi olsa, işitenlerde 'neme lazım' deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil çobanlar yese, bilenler de bunu söylemeyip sussa, fakirlerin, yoksulların, muhtaçların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başka kimse işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halka hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir... Bunları dinlerken ağlayan koca sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder. Sonra da Allah'a kendisini ikaz eden bir alim olduğu için şükreder. Bu türlü ikazlardan geri kalmaması için tembih ettikten sonra oradan ayrılır.
.
İstanbul'un Fetih yıldönümü umarım tüm Türk-İslam aleminin uyanışına vesile olur, hayırlar getirir... Ecdadımızı rahmet ve minnetle anarken, onlara layık torunlar olabilmeyi ümid ve niyaz ediyorum... Rabbimiz bizleri Fetih ruhuna tekrar kavuştur, ecdadımıza layık olabilmeyi ve nice çağlar açıp kapamayı bizlere (tekrar) nasib ve müyesser eyle. Amin...
(gönülhanesi)
-fatih-

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, fethin 555’inci yılına özel pul ve madalyon bastırarak çağ açıp çağ kapatan tarihi olayı bir defa daha ölümsüzleştirdi.
Asırlar boyunca dünyanın gözdesi olmuş İstanbul’un fethinin 555’inci yılı için görkemli kutlamalar hazırlayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, tarih tutkunlarına da bir sürpriz yaparak fethin 555’nci yılına özel olarak hatıra madalyon ve pul bastırdı. Tarihi değerleri ve farklı kültürleri yaşatmaya yönelik hizmetlerini devam ettiren İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul’un Osmanlı ordusunca fethedilişinin 555’inci yılında da bir yeniliğe imza attı. Bizans’tan Roma’ya, Roma’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tarihin en önemli sayfalarına tanıklık etmiş olan İstanbul’a özel hatıra madalyonu ve pul bastırıldı.
(Resmi büyütmek için tıklayınız)
Büyük fethin 555’inci yılına özel tasarlanan ve koleksiyon değeri taşıyan madalyonlar Darphane’de sınırlı sayıda basıldı. 1.300 YTL’lik 200 adet altın madalyon ve 50 YTL’lik 500 adet gümüş madalyon Beyoğlu’ndaki Kültür A.Ş.’ye bağlı İstanbul Kitapçısı ve Harbiye Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda tarih tutkunlarının beğenisine sunuluyor.
(Resmi büyütmek için tıklayınız)
1 YTL değerinde 4 farklı tasarımın her birinden 400 adet pul da koleksiyon meraklılarını bekliyor. Pul ve madalyonların yanı sıra magnet ve anahtarlıklar da üretildi. 5 YTL’lik 250 adet anahtarlık ve 10 YTL’lik 250 adet magnet de fethe özel olarak tasarlandı. Beyoğlu’ndaki Kültür A.Ş.’ye bağlı İstanbul Kitapçısı ile Harbiye Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda 29 Mayıs 2008 tarihinden itibaren satışa sunulan ancak sınırlı sayıda üretilen hatıra eşyalar tarih ve koleksiyon tutkunlarını bekliyor.
(Resmi büyütmek için tıklayınız)
(Kaynak:İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Resmi Sitesi: http://www.ibb.gov.tr)
.« Önceki ::


