GÖNÜL HANESİ
• 7/5/2008 - Açlığı Öldüren Açlık
Yazılarını beğenerek okuduğum Yeni Şafak gazetesi yazarı Salih TUNA'nın bu yazısını MUTLAKA OKUmanızı tavsidye ediyorum.Umarım yazıyı sonuna kadar okuduğunuzda ısrarımı haklı göreceksiniz...
Açlığı öldüren açlık
Nasıl söylemişti Özdemir Asaf? 'Açlık insanı öldüren, partileri yaşatan bir olaydır' mı demişti?
Geçen hafta İzmir'in Buca'sında gencecik bir kız çocuğunu daha öldürdü açlık.
Ne mutlu size efendiler!
Daha uzun yaşayacak partileriniz.
Şirketleriniz...
Yasalarınız…
Laikliğiniz…
Demokrasiniz…
Geçen hafta henüz 14 yaşında ömrünün ilkbaharında bir kız çocuğu, okul çıkışı, karşıdan karşıya geçmek isterken trafikte, hızla gelen bir minibüsün altında kalarak can verdi.
Bu elim trafik kazasında ne kızına çarpan otomobilin şoförünü, ne de trafikle ilgili herhangi bir şeyi suçlu buldu annesi.
Tek suçlu vardı onun gözünde:
Açlık!..
"Akşam evde kalan son unla bir ekmek yapmıştım. Kızım akşam yemeği olarak, üzerine margarin sürdüğü 1 dilim ekmek ve bir domates yemişti. Sabah bir dilim ekmeğimiz dahi kalmamıştı. Sabahçı olan kızımı, akşam geldiğinde yine 'margarinli ekmek hazırlama sözü' vererek, aç aç okula gönderdim. Kızım da yoldan karşıya geçerken, açlığın neden olduğu dalgınlıkla minibüsün altında kalmış olabilir."
Suçluyu kuyruğundan yakalamış ifşa ediyordu anne.
Suçluyu, yani bütün insanlığı!
Sabah aç karnına okula göndermek zorunda kaldığı çocuğunu, akşama 'margarinli ekmek' sözüyle avutan bir annenin feryadı hangi insanı suçlu kılmaz?
İnsanlığımızdan utanmamak için bu feryadı neyle örteceğiz efendiler?
Vazgeçmediğimiz sahte kavgalarımız, tükenmez tartışmalarımız, iddianamelerimiz, savcılarımız, "türbanlarımız", demokrasimiz, laikliğimiz, çok uluslu şirketlerimiz bu feryadı örtmeye yeter mi acaba?
Bir dilim ekmeği, bir gram margarini yoksa ne yapsın anne?
Yavrusunu avutmak için "laikliği" ekmek yerine koyup, margarin yerine bir parça "dincilik" mi sürsün üzerine?
Söyler misiniz, ne yapsın, kimi beklesin anne?
Arif Ay'ın şiirindeki gibi "bir ömer" arar bulur mu onu?
"taşı tencerede kaynatan anne
çocuklara umudu sabrı
öğreten anne
seni bir ömer arar bulur
beni zulüm boğar öldürür
taşı tencerede kaynatan
anne"
Merhamet damarları kuruyanlar, yavrusunu açlık yüzünden kaybettiğini haykıran bu anneyi anlayabilir mi?
Ağlamadan, gözyaşlarına boğulmadan nasıl anlaşılabilir bu çığlık?
Trafik kazası yerine açlığı suçlayan annenin feryadına ağlamayan bir yürek, neyi anlayabilir ki?
Vahşi kapitalizmin küreselcilik martavalını envai çeşit soslarla insanlığa yedirmeye çalışanlar, doymak bilmez iştahlarınızla, siz ağlayamazsınız!
Necip Fazıl'ın, Reis Bey'de dediği gibi, "Ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz…"
Dünyada kaç saniyede bir insan açlıktan ölüyor istatistiklerini kimi zaman medyadan takip etsek de, bu topraklarda açlıktan ölmenin, "Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin" duasını dilinden düşürmeyen dedelerimizin, ninelerimizin muhacirlik hikayelerinde kaldığını sanmıştık.
Yeri gelmişken o dönemleri anlatan yaşanmış, gerçek bir hadiseyi anlatmak istiyorum size.
Açım, diyerek, gece yarısı dedemin kapısını çalan bir adamı, kapıyı ardına kadar açarak buyur etmişler içeri.
Ne ki; adamcağız bir dilim ekmek yer yemez bayılıp düşmüş. Günlerdir aç kalan bir adamın birdenbire ekmekle buluşmasına bağlamışlar bayılmasını.
Adam ayılırken ardı ardına mırıldanmaya başlamış:
"Kapıyı kapat, kapıyı kapat, kapıyı kapat, kapıyı kapat, kapıyı kapat, kapıyı…"
Kapıyı kapatmışlar ve adamakıllı kendisine geldiğinde sayıklamasının nedenini sormuşlar.
"Kapıyı kapatın ki…" demiş adam ve kısa bir an durduktan sonra devam etmiş: "Açlık girmesin bu kapıdan içeri."
Şimdi bütün çağdaş kapılar açlara kapalı, açlığa açık.
Açlar…
"açlar dizilmiş açlar!
ne erkek, ne kadın, ne oğlan,
ne kız
sıska cılız
eğri büğrü dallarıyla
eğri büğrü ağaçlar!
ne erkek, ne kadın, ne oğlan,
ne kız
açlar dizilmiş açlar!" (Nazım Hikmet)
Bütün dünyanın açları, saniyelerle ölçülen zaman aralıklarıyla açlıktan kaybettikleri kardeşlerinin öfkesiyle bilenerek dizilmiş geliyor.
Ey doydukça açlığa mahkum, aç gözlü kapıların sahipleri…
Kapıkulları,
Tröstleri,
Kartelleri,
Haberiniz olsun, korkunç büyük feryatlarıyla, "Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir" sloganıyla kapılarınıza dayanacak açlar.
Ve…
Bir gün elbet yıkılacak (...) kapılarınız!
Yazarın diğer yazıları |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 15/3/2008 - Yedi soruda kapatma davası
|
|

|
|
|
Yedi soruda kapatma davası |
|
|
|
Ruşen Çakır
rcakir@gazetevatan.com
1) Dava şaşırtıcı mı? Hiç değil. Şaşıranlara şaşırmak lazım. Çünkü Yalçınkaya’nın AKP hakkında dava açmayı düşündüğü çok uzun zamandır Ankara kulislerinde dolaşıyordu. Başörtüsü düzenlemesiyle birlikteyse Başsavcı’nın dava açmasının kesinleştiği söylenir olmuştu.
2) AKP davayı bekliyor muydu? Ummuyordu ama kesinlikle bekliyordu. Özellikle türban düzenlemesi konusunda iktidar partisini caydırmak isteyen kişi ve çevreler, bunun kapatma davasına kapı aralayabileceğini ısrarla vurguluyorlardı.
3) Bu dava RP’ye açılan davaya benzetilebilir mi? Bazı açılardan evet. Öncelikle bugün AKP’de etkili olan isimlerin büyük bir bölümü o tarihte RP saflarındaydı. Bir diğer benzerlikse her iki partiye de iktidardayken dava açılmış olması. Ancak RP koalisyonun ana ortağıydı ve hükümet olalı bir yıl bile olmamıştı. AKP ise 2002 sonundan beri ülkeyi tek başına yönetiyor. RP son seçimde yüzde 21 oy almıştı, AKP ise yüzde 46’yı aşmış bir parti. Aslında AKP olayını Fazilet Partisi’nin kapatılma davasına benzetmek daha doğru olur. FP de AKP gibi Milli Görüş çizgisinden farklı bir rota izlemeye çalışıyordu. Örneğin AB üyeliğini, ABD ve hatta İsrail’le normal ilişkiler kurmayı savunur olmuşlardı. FP hakkındaki dava, tıpkı bugün AKP’ye olduğu gibi, RP’ninkine kıyasla çok az sayıda ve zayıf iddialar üzerinde temelleniyordu.
4) AKP kapatılabilir mi? Normal şartlarda çok ama çok zor. Ancak FP’nin zayıf gerekçelerle kapatıldığı düşünülürse bu ihtimali tamamen yok sayamayız. Buna karşılık, Anayasa’da, parti kapatmayı zorlaştıran değişiklikler yapılmış olması; Yüce Mahkeme’nin son olarak HAK-PAR’ı kapatmaması AKP’nin artıları.
5) AKP nasıl bir savunma yapar? AKP’nin çok fazla gürültü çıkarmayacağını, davayı “basit bir teknik konu” olarak ele alacağını sanıyorum. Yani iktidar partisinin davadan hareketle “siyasi bir meydan okuma” içine girmesi pek mümkün görünmüyor.
FP davasında savunmayı Cemil Çiçek yapmıştı. Yine Çiçek’in ön plana çıkması şaşırtıcı olmaz. AKP bu sefer, parti dışı hukuk çevrelerini de aktif olarak savunma sürecine katabilir.
Savunmanın kabaca üç ayak üzerinde yükseleceğini öngörebiliriz:
a) Partili bazı milletvekili, belediye başkanı ve yöneticilerin zaman zaman yaptıkları açıklama ve uygulamalar münferit olarak tanımlanır ve parti disiplin kurullarının devreye girdiği söylenir;
b) Başörtüsü sorununun çözüm çalışmaları laiklik değil, bireysel hak ve özgürlükler temelinde tarif edilir;
c) AKP’nin icraatının laikliği yıpratıcı, yıkıcı değil, tam tersine daha güçlendirici olduğu ileri sürülür.
6) Kapatma davası türban düzenlemesini nasıl etkiler?
Başsavcı’nın daha süreç tamamlanmadan türban konusunu kapatma gerekçesi yapması işleri iyice karıştırdı. Artık bu iki konu tam anlamıyla iç içe geçmiş durumda. Mahkeme’nin türban konusunda vereceği karar AKP davası için de ipuçları içerecek. Eğer anayasa değişiklikleri, laiklik ilkesini kaldırmaya yönelik görülüp “yok hükmünde” sayılırsa o zaman Başsavcı’nın iddiaları kuvvetlenmiş olur. Mahkeme değişiklikleri geçersiz saymazsa da tersi bir durum ortaya çıkar, yani AKP rahatlar.
7) Davanın siyasi sonuçları ne olur?
Kesinlikle son tahlilde bu işten AKP kazançlı çıkar. Tıpkı 27 Nisan sonrasında olduğu gibi toplumun geniş bir kesimi tarafından yine “mağdur” olarak görülür ve destek alır. AKP kapatılsa bile, yerine kurulacak olan parti arkasında daha da artmış bir oy desteğiyle ülkeyi yönetmeye devam edecektir. Tabii kapatmaya ek olarak Erdoğan başta olmak üzere bazı kilit isimlere siyaset yasağı gelirse -ki sanmıyorum- işin rengi değişebilir.
Öte yandan dava sonuçlanana kadar hükümet ve AKP’nin ciddi olarak yıpranacakları da kesindir. Buna bağlı olarak devletin kurumları arasında zaten varolan uyumsuzluk, güvensizlik daha da derinleşir. Daha önemlisi demokrasimiz ve dolayısıyla bir bütün olarak Türkiye bu davadan olumsuz etkilenecektir.
www.haber7.com |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 11/3/2008 - İslâmî otomobil
|
Bir yanda fiyatı yüzbin dolarlar ile ifade edilen ve içinde her şeyi bulunan süper lüks, ultra lüks, aşırı lüks, en lüks otomobiller; öte yanda en ucuzları, kendi kategorilerinde yarış halinde.
Çin malı otomobillerin, iki bin ile dört bin dolar arasında fiyatlandırılacağı haberini duyanlardan bazılarının ağzı açık kalmıştı.
Ve hemen eleştiriler yükseldi:
O fiyata otomobil satarlarsa, herkes alır ve yollar iyice tıkanır. Kimse ilerleyemez. Arabaları yol üstünde bırakan, işine gücüne yürüyerek gider.
Yahut arabadan vazgeçip bisiklet alır çok kişi.
Böylece ikinci el piyasası iyice düşer.
* * *
Gerçekten de bize ucuz otomobilden çok, yol gerekiyor.
Özellikle başta İstanbul olmak üzere, bütün büyük şehirlerde...
Çinliler bize ucuz yol satabilmezler mi?
Ama işin bir de öteki yüzü var.
Ucuz otomobile karşı çıkmak, düpedüz ayrımcılık.
"Bende olsun, fakir fukarada olmasın... Araba fakirin neyine?" demek oluyor ki, insanlık dışı bir yaklaşım bu.
* * *
Bir zamanlar Almanya'da halk arabası olarak üretilen kaplumbağa tipi vosvoslara da bin mark civarında fiyat biçilmişti. Bugün kırk yaşında bir kaplumbağa bile o bedelin üzerinde.
Kaplumbağaların uzun yaşamasından dolayı, kırk yaşın fazla sayılmayacağını düşünebiliriz ama otomobiller için geçerli değil bu ölçü.
* * *
Kaşım gözüm derken ve henüz Çin yapımı otomobillere gözümüz alışmadan, İran iyi bir alternatif olarak, piyasaya dalış yaptı.
Chery ile Samand çekişecek.
İran Sanayi Bakanı Ali Ekber Mehrabian, iki ülke arasında işbirliği çağrısında bulundu.
Diyor ki "Gücümüzü birleştirirsek büyük işler başarabiliriz. Hem kendi ülkelerimiz için hem de diğer ülkelere karşı."
* * *
Hangi ülke olursa olsun, ister en uzak, ister en yakın... İşbirliği içinde olmak, ortaya "faideli bir eser" koymak, en güzeli.
Dün gazetemizde okuduk, Eylem Şimşek'in haberinde şu satırlar yer alıyordu:
"İslam ülkeleri arasında 'İslâmî araç' adı altında bir aracın üretimi fikrinin ortaya atıldığını anlatan Mehrabian, '3–4 ülkenin buna hazır olduklarını bildirdi. Türkiye de buna sıcak bakmaktadır' diye konuştu.
Mehrabian, "Otomotiv sanayi konusunda bir kaç İslâm ülkesinde üretim hattı kurduklarını, bazılarına da ihracat yaptıklarına değinerek, 'Ama çalışma kapasitemiz bugünkü durumdan daha fazladır. İslâmî ülkelerdeki çalışmalarımız ve potansiyelimiz daha yüksektir' dedi."
* * *
Tek başımıza kendi markamızı üretemiyorsak, verimli bir işbirliği içinde komşularımızla ve dostlarımızla birleşerek bir otomobil yapmak gerekir...
Amma velâkin ben bu "İslâmî otomobil" kısmına akıl erdiremedim... Nasıl yani?
İçinde mescit mi olacak?
Namaz saatlerini mi bildirecek? Ezan mı okuyacak?
Kontağı çevirince Besmele mi çekecek?
* * *
"İslâmî otomobil" camiye doğru giderken problemsiz yürüyecek de, direksiyonu kiliseye veya havraya doğru kırınca 'istop' mu edecek?
Müslüman olmayanlara satılmayacak, gayrı müslimler kullanamayacak mı?
Farzı misal, Ramazan'da oruç tutmayan biri bindiğinde marş mı basmayacak?
Bunları yapmayacaksa, nasıl "İslâmî otomobil" olacak?
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 13/2/2008 - 'Akıllı ol, sonun Menderes olmasın'
'Akıllı ol, sonun Menderes olmasın'
Sıhhıye'deki mitingte başörtüsünü çıkarıp atmasıyla gündeme gelen Naile Aksay da tıpkı Baykal gibi Erdoğan'ı uyardı: Adnan Menderes'i unutma, aklını kullan..

Abdullah Biçer'in haberi
Sıhhiye Meydanı'nda düzenlenen "Bağımsızlık ve Laiklik Mitingi"nde başörtüsünü çıkaran Mersinli Naile Aksay, kendisini eleştiren Başbakan Recep Tayip Erdoğan'a Mersin'den yanıt verdi: "Başımdaki örtüyü düşüneceğine yemek yapmaya yağ bulamıyorum, bunu düşün"
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Cumhuriyet Kadınları Derneği tarafından Sıhhiye Meydanı'nda düzenlenen "Bağımsızlık ve Laiklik Mitingi"nde başörtüsünü çıkaran Mersinli Naile Aksay, kendisini ve Tuncay Özkan'ı eleştiren Başbakan Recep Tayip Erdoğan'a Mersin'den yanıt verdi.
Başörtüsünü kendi isteği ile çıkardığını belirten Aksay, din ile siyasetin birbirine karıştırılarak istismar edildiğini öne sürdü. Başbakan'ın türban sorununu gündemden düşürmediğini ifade eden Aksay, "Türkiye'de işsizlik var açlık var. Öncelikli sorunları düşünün. Elinizi türbandan çekin. Bizim türban sorunumuz yok. Bu bir adettir, örftür, ananedir. Siyaset simgesi değildir. Sayın başbakan dine gel imana gel. Türkienin içinden şu türban işini bırak. Bu bir türban değil başörtüsü. Geleneğimizin bir parçası. Kendi sevgim ve saygımla Atatürk’e bağlılığımdan dolayı başımı açtım.

Tuncay Özkan’ın hiçbir suçu yok. Sen ne diyorsun. Nerde bir miting var ben oradayım. Cumhuriyet ve Atatürk benim kanıma işlediği için gidiyorum. Biz aydın kişileriz şeriat istemiyoruz. Laik kalacağız. Türkiye laiktir laik kalacak. senin gücün yetmeyecek şeriat getirmeye. Başörtümle uğraşma. Sendeki türban bendeki başörtüsüdür. Biz öyle hükümet istemiyoruz. Biz çocuklarımıza gelecek istiyoruz. Bununla uğraşmak istemiyoruz. Nice kişiler geldi geçti, bu türban dert olmadı da Erdoğan böyle yaptı. Sokaklara düşeceğiz, yine de türbanı yaptırmayacağız. Menderes’i unutma aklını kullan. Akıllı ol. Bu türbanı avradından çıkar milletine sahip ol. Ben bir anayım” dedi.

Naile Aksay "Başımdaki örtüyü düşüneceğine yemek yapmaya yağ bulamıyorum, bunu düşün"Aksay elindeki Atatürk posterini öperek, "Türkiye laiktir laik kalacak" vurgusu yaptı.
www.haber7.com/ ' dan alınmıştır.
(Haberin orijinaline gitmek için tıklayın)

diYORUMki:
Allah aşkına hakim azınlığın karşı çıktığı başörtüsü bu kadının başındaki örtü müdür ? provake amaçla oraya çıkarıldığı apaçık...
Evde yemeğe katacak yağ bulamıyorum demiş? Bence artık yeterince yağ alacak parası vardır.Sürdürülmek istenen yasak başörtüsü bir çırpıda çıkarılıp atılabilcek türden olan geleneksel bir başörtüsü değildir, bu malum.. Allah(c.c.) 'ın emri olduğunu bilerek örtünenlerin başındaki örtüdür...

SİZCE BU KADININ BAŞÖRTÜSÜ MÜ YASAKLANIYOR ??? YÜZÜNDE BİR GRAM NUR YOK Kİ BU KADININ ÖRTÜNMEYLE ALAKASI OLSUN? KONU FARKLI MECRALARA KAYSIN İSTEMİYORUM AMA ABDEST ALAN NAMAZ KILAN İNSANIN YÜZÜNDE NUR OLUR, BU KADINDA BENZER BİR EMARE MAALESEF YOK... ACABA BU KADIN HANGİ DEDENİN TORUNU?
Ayrıca yüzüğü sol eline takmış ? Sol el temizlik eli, Sağ el temiz eldir.Mağdurları temsil etmediği her halinden nasılda belli  |
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 13/2/2008 - Pepsi türbanda geri adım attı ama...
Pepsi türbanda geri adım attı ama... ( ! )
‘Duygularını göster’ adlı yarışmaya ‘türbanlılar katılamaz’ şartı koyan Pepsi, geri adım attı. Hatasını panikle düzeltmeye çalışan Pepsi, bu kez bir başka yanlışın içine düştü.
İçecek sektöründe iddialı markalardan biri olan Pepsi, yarışmasındaki skandal uygulamadan geri adım attı. Pepsi, Haber7.com’un saat 14.05’de yayına soktuğu haberden hemen yarım saat sonra, kampanyasının katılım koşullarının 30. maddesinde yer alan onaylanmayacak resimler listesindeki ‘türbanlı’ kelimesini 14.30’da siteden kaldırdı.
Resim yayınlamak için müşterilerine türbansız olmak şartını sunan Pepsi, hatasını düzeltirken de telaşa düşerek bir de ikileme düştü.
Bugün saat 14.30’dan önce “duygularinigoster.com sitesinde aşağıdaki fotoğraflar ve yorumlar site mederasyonu tarafından onaylanmayacaktır. Küfür içeren, bayrak, silaha özendirici, ırkçı, asker, içki, sigara, hayvan, çocuk, bebek, ünlü fotoğrafları ve ünlülerle birlikte çekilmiş olan, dini siyasi anlam teşkil eden, türbanlı, markalı ürün, cinsel istismara açık, bulanık, karanlık, öpüşen çift, animasyonlu ve fotomontajlı, karanlık fotoğraflar, şiir vb yazı ve içeriği barındıran fotoğraflar.” şeklinde olan metninden türbanı çıkaran Pepsi, onun yerine, ‘dini siyasi ve yanlış anlamaya açık fotoğraflar’ ibaresini koydu.
Pepsi Haber 7’nin haberinden sonra ‘Kampanya Katılım Şartları’nın 30. Maddesini şu şekilde değiştirdi:
“duygularinigoster.com sitesinde aşağıdaki fotoğraflar ve yorumlar site mederasyonu tarafından onaylanmayacaktır. Küfür içeren, bayrak, silaha özendirici, ırkçı, asker, içki, sigara, hayvan, çocuk, bebek, ünlü fotoğrafları ve ünlülerle birlikte çekilmiş olan, dini siyasi anlam teşkil eden, türbanlı, markalı ürün, cinsel istismara açık, bulanık, karanlık, öpüşen çift, animasyonlu ve fotomontajlı, karanlık fotoğraflar, şiir vb yazı ve içeriği barındıran, dini siyasi ve yanlış anlamaya açık fotoğraflar”
TÜKETİCİLER BİRLİĞİ'NDEN BOYKOT KARARI
Katılımcıların gönderdikleri resimlerde "TÜRBAN" bulunmaması şartı aramamasından vazgeçmesinin, olayın vahimliğini örtbas edemeyeceğini açıklayan Tüketiciler Birliği Başkan Vekili Kemal Özer, Pepsi’yi boykot listesine aldıklarını açıkladı. Pepsi’nin uygulamasının telafisinin mümkün olmadığını açıklayan Özer, Pepsi insan hakları ihlali yapmıştır dedi. Burada bir inanca saldırı ve aleni tahrikin olduğunu ifade eden Özer şöyle konuştu:
“Bir hayvan fotoğrafıyla, inancından dolayı örtünen bir insanın fotoğrafının aynı yasaklar kategoride yer alması başlı başına bir skandaldır. Bu uygulama aşağılıma, küçümseme içerir. Pepsi’den, illa ki bir özür beklentimiz var ama bu özürle telefi edilecek bir şey değil. Bunun bir hakaret içerdiğinin kamuoyuna yazılı olarak deklare edilmesi lazım.”
Pepsi’yi bu uygulamasından dolayı, Tüketiciler Birliği olarak,‘boykot’ listesine aldıklarını da ifade eden Kemal Özer, bunun insan hakları ihlali olduğunu ve bu yüzden Pepsi’ye dava açılması gerektiğini söyledi.
TÜ-MER: BUNUN ADI AYIRIMCILIK Konuyla ilgili olarak Pepsi’ye tepki gösteren Tüketici Hakları Merkezi TÜ-MER Genel Başkanı Ömer Keser ise, “Pepsi firması tanıtım amaçlı bir kampanyasında "TÜRBAN" bulunmama şartı getirerek tarihi bir hataya imza atmıştır.”
“Bu talihsiz olayı Türkiye tüketicisi adına kınadığımızı belirtmek isteriz.” diyen Keser, Pepsi’nin hazırladığı kampanya katılım şartları ile bariz bir ayrımcılık sergilediğini ifade etti.
Pepsi’nin, bu ayrımı yapmasındaki amacı Türkiye tüketicisine açıklamaya ve Türkiye tüketicisinden özür dilemeye davet eden Keser, aksi halde dernek olarak boykot dahil tüm hukuki girişimlerin öncüsü olacaklarının altını çizdi.
www.haber7.com/ ' dan alınmıştır.
(Haberin orijinaline gitmek için tıklayın)

|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|